Post Image
104

Berber dükkanı kabusum: iki vize arası tıraş!

Çok değil, sadece bir kaç gün önceydi. Karşı komşularımız Sefa, Özkan, Onur, ev arkadaşım Sercan ve eski yurdumdan arkadaşım Furkan ile birlikte oturuyorduk. Bir anda konu dere tepe derken “saç, sakal” muhabbetine geldi. Kıldan, tüyden konular işte..

Sıcak şekilde devam eden muhabbet ortamımız,  şuan hiçbirimizin hatırlayamadığı “hadin len hepimiz saçları 3’e vuralım” kelimelerini ortaya atan birisi tarafından bi anda soğudu. Kolay değil, kış aylarında kafa kele yakın dolanmak. Tabi saçlarına şekil vermeye alışmış gençlere daha zor 🙂 Olur mu olmaz mı, o yaparsa bende yaparım, önce o kestirsin sonra ben, vurmayan toppossun mu falan filan derken karar gecikmeden alındı. Sanki gökten vahiy inmişcesine bir anda alınan kararlar ve uymayanlara uygulanacak yaptırımlar..

Saçları 3 gün içerisinde kısa kestirmeyen 3 kilo baklava almakla kalmayıp, ağır hakaretlere maruz kalacaktı.

Ertesi gün ilk kurban Sercan ve hemen akabinde Sefa olmak üzere görevi başarıyla yerine getiren 2 kişi listeye adını yazdırdı. Vize sınavından çıkmış eve yenice gelen ben, saçlarını kestirmiş iki cengaver tarafından evde karşılandım. Nasıl olmuş, iyi olmuş, ne zaman kestirdiniz, şu zaman kestirdik, nereye kestirdiniz, sen ne zaman kestirecen, gel şu işten vaz geç de baklava al gel yiyelim.. derken kendimi tarif ettikleri sokağın köşesindeki berbere giderken buldum.

Eve gelirken aldığım yukarıdan boğmalı, kafayı naylon pakete koyulmuş halis köy yoğurduna çeviren örme bere ile birlikte evden çıkıp, verilen koordinatlara doğru yürümeye başladım.

Berber dükkanının önünde tıpkı evdekilerin tarif ettiği gibi “kafa çocuk” denilecek tarzda bi delikanlı sigara içiyordu. Ben ona baktım, o bana baktı, ben dükkana baktım, o yine bana bakıyordu, ben sigarasına baktım ve hemen sigarayı yere atıp “buyur abi, tanıdım seni. bugün gelen abilerin 3.sü sensin galiba. bahsettiler girdiğiniz iddiadan” dedi. “evet kardeşim benim. yarın sınavım var benim saçlara hızlı bi şekilde bi ayar çekelim” dedim. Buraya kadar her şey normal seyrinde devam ediyordu. İşte asıl hikayemin trajikomik kısmı buradan sonra başlayacaktı.

Sıkıldıysanız okumayın kardeşim.. Sıkılmayanlarla devam 🙂

kenar yazarı kuaför

Berber kalfası olduğunu anladığım çocukla birlikte dükkanın kapısına doğru yöneldik. “abi elektrikler yok” dedi. “makinelerinde şarj da mı yok” dedim. “var abi var olmaz olur mu” diyerek noktayı koydu. Berber koltuğuna oturmuş, kesimin başlamasını bekliyordum. Örtü üstüme örtülmüş, havlu makas makina tarak ayarlanmış her şey tamam vaziyetteydi ki, isminin Abdurrahman olduğunu söyleyen kalfa kardeşimiz “abi akşam karanlığı çökecek, İnşallah çökmeden keseriz. senin iş acil mi” diye sordu. “acil kardeşim acil. 4’e vuracan zaten. vur geç. beş dakikalık iş” diyerek başlama düdüğünü öttürmüş oldum.

Üç-beş derken Abdurrahman ile hafta içine halı saha maçı ayarlayacak kadar samimiyeti kurdum. Bu sırada farkına bile varamadan akşam karanlığı çökmüş, Berber Apo ile ben bir köşeye bırakılmış un çuvalı gibi kalmıştık.

ne yapacağız abi görüş mesafem sıfıra düştü” dedi. “gelmez mi oğlum bu elektrik. tüm mahallede var sizde niye yok” diye ufak bi isyan cümlesi kurdum. “abi bizim pafta ayrıymış. bizim bu tarafta çalışma varmış” sözlerinden sonra “bekleyelim” dedim. Tabi beklerken boş durmayıp “yarında sınavım vardı. hay tüküreyim..” tarzı kendi kendime söyleniyordum ki..

Aradan 1 dk geçti geçmedi, Apo cebinden fenerli telefonunu çıkartıp karşıda rafta duran parfüm şişesinin yanına yerleştirdi. “abi nasıl?” “gözüme geliyor az daha çevir” “şöyle iyi abi. dur bi bakayım“. 2 dk bu şekilde tıraşı tamamlamaya çalıştık ama olmadı. Tam bu sırada dükkana, dükkan sahibi ile taksici olduğunu anladığım bir abi girdiler.

Avcılar haspıtal (hospital) diyor adam bana. Avcılar Haspıtale götürecem derken…” konuşarak içeriye girdiler. Usta berber yarı gülerek, yarı şaşkın “lan oğlum telefonun ışığıyla mı..” Taksici abi başladı gülmeye. Ben atarlanmak üzereyim. Usta bekleyin az sonra gelir diyor..

5 dk içeride taksici abinin Avcılar Hastanesi’ne gitmek isterken yanlış yollara saptıkları müşterisinden ve 140 tl yol parası tuttuğundan falan konuştuk derken, içeriye taksici abinin oğlu girdi. Çocuk içeriye girer girmez taksici abi, “koş len bizim evden şu Japon Pazarından aldığım ışıldağı getir hele. adamın kafası yarım kalmış. İş görsün evde yatacağına..“. Çocuk bir koşu evden ışıldağı aldı, getirdi ve usta elinde ışıldakla tepemde, bizim Apo’da elinde makas ince ayara başladı.

Berbere geleli yaklaşık 1 saat 15 dk falan oldu ve hala elektrik yoktu. Yarın sınav olmasa çaya, yemeğe falan kalmalık bi gırgır ortamı vardı dükkanın içinde. Taksici abi ile Usta’nın muhabbeti güldürüyordu bizi. Sonrasında tam kalkmak üzereyim ki elektrik geldi. Abdurrahman “abi dur bi de enseyi dünya gözüyle düzelteyim de tam olsun” dedi ve bana kafadan bi 10 dk da kitledi 🙂

Nihayet uzun bir aradan sonra evdeydim ve “bakkala ekmek almaya gidiyorum diye çıkıp 30 yıl sonra evine gelen adam” havası hasıl olmuştu üzerimde.

2 sene önce tıraş olduğum sarhoş berberden sonra başıma gelen 2. Berber Vakasıydı.

Artık bundan sonra akıllandım. Eğer akşam üstü berbere gidiyorsam, yanımda bir de jeneratör götüreceğim.

Allah çarşınıza pazar versin. Selametle..

 

BENZER YAZILAR

Kimler Neler Demiş?

avatar
  Abone ol  
Bildir